![]() |
|
|||||||
| Kayıt ol | Yardım | Üye Listesi | Kimler Online | Albümüm | Sosyal Gruplar | Flash Oyunlar | Ajanda | Arama | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
| Ulu Önderimiz M.Kemal ATATÜRK Ulu Önderimizin hayatı, resimleri, sözleri. |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler |
Değerlendirme:
|
Stil |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
Kurtuluş Savaşı, I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu'nun Müttefik devletlerince işgali sonucunda Misak-ı Milli sınırları içinde ülke bütünlüğünü korumak için girişilen çok cepheli siyasi ve askeri mücadelenin adıdır. Ayrıca İstiklal Harbi ya da Milli Mücadele olarak da bilinir. 1919-1922 yılları arasında gerçekleşmiş ve 11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile fiilen, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması ile resmen sona ermiştir. Kurtuluş Savaşı, dört belirgin döneme ayrılabilir:
Daha çok bilgi için: Osmanlı Cephesi (Birinci Dünya Savaşı) I. Dünya Savaşı'na Almanya ile birlikte giren Osmanlı Devleti, Çanakkale Savaşı'ndaki başarılı savunmaya ve Kafkasya cephesindeki kısa süreli başarılara rağmen savaşın son döneminde İngiliz ordularına karşı bir dizi ağır yenilgiye uğramış ve Hicaz, Filistin, Suriye ve Irak'ı kaybetmişti. Suriye cephesinin çöküşü üzerine, İmparatorluğu 1913'ten beri diktatörlük yöntemleriyle [kaynak belirtilmeli] yöneten İttihat ve Terakki hükümeti 8 Ekim 1918'de istifa etti. Hükümet ileri gelenlerinden Talat, Enver ve Cemâl Paşalar yurt dışına kaçtılar. Genel af ilan edilerek, sürgün ve hapisteki muhaliflerin İstanbul'a dönüşüne izin verildi. 30 Ekim1918'de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı hükümeti yenilgiyi kabul etti. İstanbul basını mütarekeyi sevinçle karşıladı. Mütareke hükümleri, a) sınır müdafaası ve asayiş için gereken birlikler dışında Osmanlı ordusunun terhisini ve elde kalan silah ve cephanenin teslim edilmesini, b) boğazlar, demiryolları ve Toros tünelleri gibi stratejik noktaların müttefik devletlerce işgalini, c) altı doğu vilayetinde karışıklık çıkması halinde buraların müttefiklerce işgalini, d) Arap ülkelerinde kalan Osmanlı birliklerinin teslim olmasını, e) Kafkasya cephesinde 1914 sınırına geri dönülmesini, f) Türklerin elinde bulunan müttefik ve Ermeni esirlerinin serbest bırakılmasını öngörmekteydi. İstanbul işgali, Kasım 1918 [değiştir] Daha çok bilgi için: İstanbul'un işgali 6 Kasımda Boğazlar silahsızlandırıldı. 7 Kasımda işgal güçleri Çanakkale'den geçti. 13 Kasım 1918'de Osmanlı'nın başkenti İstanbul'a müttefik asker geldi. 23 Kasım 1918 sonra Ahmet İzzet Paşa yeni hükümeti kurdu. 9 Şubatta Hadisat gazetesinde Süleyman Nazif 'Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi. İtilaf devletleri Türk halkının tepkisini çekmemek ve işgalin haklılığını kanıtlamak için işgalin geçici olduğunu amacının Padişahlığı, halifeliği, azınlıkları korumak olduğu. Padişahlık makamının kaldırılmadığını ve İstanbul'dan verilecek kararların geçerli olduğunu ilan etti. Kuva-yı Milliye [değiştir] Ana madde: Kuva-yı Milliye ![]() İşgal altındaki İstanbul'da İngiliz askerlerinin Türk direnişçileri kurşuna dizmek suretiyle idamı İttihat ve Terakki yönetiminin, gizli bir teşkilat olan Teşkilat-ı Mahsusa vasıtasıyla Anadolu ve Rumeli'de savaş sonrası bir direniş hareketi örgütlediği anlaşıldı. Direnişin amacı, doğu illerinin Ermenilere, Ege bölgesinde bazı yerlerin Yunanlılara ve Adana yöresinin Fransa kontrolündeki Suriye'ye verilmesini öngören girişimlere karşı mücadele etmekti. Yanı sıra, savaş yıllarında çeşitli yöntemlerle önemli servete ve yerel iktidara kavuşan İttihat ve Terakki yanlısı zümrelerin konumlarının korunması, savaş sırasında sürülen gayrimüslim Osmanlı vatandaşlarının geri dönmesinin önlenmesi, bundan dolayı çıkabilecek karışıklıklar nedeniyle müttefik devletlerin olası müdahalesine karşı konulması amaçlanmaktaydı. 1919 başlarından itibaren Kuva-yı Milliye (milli kuvvetler) adıyla silahlanan bazı gruplar, Ege ve Karadeniz bölgesinde Rumlara, Güneydoğu'da ise Ermenilere karşı çatışmalara girdiler. Bu grupların çoğu 50 ila 200 kişilik düzensiz kuvvetlerden oluşmakta ve Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olduğu bilinen kişilerce yönetilmekteydi. 1919 Şubat ayında Müttefik Yüksek Komutanlığı, Anadolu'da asayişi sağlamak amacıyla üst düzey bir Türk komutanının özel yetkilerle donatılarak Anadolu'ya gönderilmesini önerdi. 15 Mayıs 1919'da "Anafartalar Kahramanı" ve "Fahri Yaver Hazreti Şehriyari (Padişahın Onursal Yaveri)" Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu komutanı ve Anadolu Genel Müfettişi sıfatıyla, padişah VI. Mehmet Vahdettin tarafından Anadolu'ya gönderildi. İzmir işgali, Mayıs 1919 [değiştir] Daha çok bilgi için: İzmir'in İşgali ![]() Yunan askerlerinin İzmir'e gelişi İzmir'in işgali düşüncesi 1919'un Şubat ortalarında Yunanistan başbakanı Venizelos'un önerisiyle, İngiltere başbakanı Lloyd George tarafından ortaya atıldı. İzmir'in İşgali, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Paris'te toplanan uluslararası barış konferansının kararıyla ortaya çıktı. ABD başkanı Wilson bu öneriye önce kesinlikle karşı çıktı, ancak 25 Mart dolayında daha esnek bir tavrı benimsedi. 7 Mayıs ta İngiltere, ABD ve Fransa, Yunan donanmasının İzmir'e gönderilmesinde mutabık kaldılar. İzmir kenti ile birlikte Ayvalık, iki kent arasındaki sahil şeridi, Çeşme yarımadası ve Belkahve'ye kadar İzmir'in hinterlandı da işgal edilmiştir. 1920 Nisan'ından sonra Yunan ordusu İzmir'den harekete geçerek, Bursa, Eskişehir, Kütahya ve Afyon'a kadar Batı Anadolu'nun büyük bir bölümünü de işgal altına almıştır. Örgütlenme Dönemi, Mayıs 1919 - Mart 1920 [değiştir] Daha çok bilgi için: Türk Kurtuluş Savaşı'nın düzenlenmesi ![]() Sivas Kongresi Delegeleri toplu halde Paris'te toplanan uluslararası Barış Konferansı, o günlerde açıklanması beklenen Türk Barış Antlaşmasını, 1919 Mayıs başlarında belirsiz bir geleceğe erteledi. 15 Mayıs'ta Yunan kuvvetleri, müttefik devletlerin kararıyla İzmir'i işgal etti. Ulusal bir felaket olarak görülen bu olay, Türkiye çapında müthiş bir ulusal tepkiye yol açtı. 23 Mayıs'ta Fatih ve Sultanahmet'te Türk siyasi tarihinin o güne kadarki en büyük kitle gösterileri düzenlendi. Direniş fikri, İttihat ve Terakki yandaşlarının görüşü olmaktan çıkarak tüm ülke sathına yayıldı. 21 Haziran'da Mustafa Kemal, Anadolu'daki en önemli askeri birliklerin komutanları olan Kâzım Karabekir, Refet ve Ali Fuat Paşalar ve Ege bölgesinde asayişi sağlamakla görevlendirilen Rauf Bey ile Amasya'da buluşarak Amasya Tamimi'ni yayımladı. Bildiri, ulusal bağımsızlığın ancak ulusun "azim ve iradesi" ile sağlanacağını vurgulayarak, ülke çapında bir direniş hareketinin işaretini vermekteydi. 23 Temmuz'da Kâzım Karabekir'in öncülüğünde Erzurum'da toplanan Doğu İlleri Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Kongresi, askeri görevlerinden istifa eden Mustafa Kemal'i kongre başkanı seçti. Kongre, Doğu illerinin Ermenistan'a verilmesi olasılığına karşı direnme kararı alırken, Türkiye'nin kalkınması için Amerikan mandası fikrine açık kapı bırakmamaktaydı. 4 Eylül 1919'da Türkiye'nin her yanından gelen delegelerin katılımıyla Sivas'ta toplanan kongrede, genel seçimler yapılıp yeni Mebusan Meclisi kuruluncaya kadar İstanbul hükümetiyle tüm resmi bağların kesilmesi kararlaştırıldı. Ülke çapında yeni bir idari ve siyasi örgütlenme kurmak amacıyla bir Heyet-i Temsiliye kuruldu. Kasım ayında Adana, Maraş, Antep ve Urfa'nın Fransızlarca işgali üzerine, Heyet-i Temsiliye tarafından yönlendirilen direniş hareketi başlatıldı. Direniş umulmadık bir hızla başarıya ulaşarak 1920 Mayısı'nda Fransızları ateşkese zorladı. Osmanlı Meclisinin açılması ve Misak-ı Milli, Kasım 1919 - Ocak 1920 [değiştir] Aralık ayında yapılan genel seçimler sonucunda son Osmanlı Meclis-i Mebusanı (1920) oluştu. Meclise Anadolu'dan sadece Milli Mücadele yanlısı milletvekilleri seçildi. İki ayrı ilden milletvekili seçilen Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'a gitmeyi reddetmesi üzerine, Sivas Kongresi başkan vekili olan Rauf Orbay Meclis reisliğine seçildi. 28 Ocak 1920'de Mebusan Meclisi daha sonra Misak-ı Milli adıyla anılan “Ahd-ı Milli Beyannamesi”ni kabul etti. Beyanname, Mondros Mütarekesi sınırları içinde tam bağımsızlık sağlanıncaya kadar mücadeleye devam etmeyi öngörmekteydi. Osmanlı Meclisinin kapatılması, Mart 1920 [değiştir] 16 Mart 1920'de Meclis-i Mebusan da dahil olduğu halde Babıali ve bütün hükümet daireleriyle beraber İstanbul, İngilizler tarafından cebren ve resmen işgal edilmiştir. İngiliz birlikleri İstanbul'daki önde gelen Milli Mücadele yanlısı milletvekillerini tutukladılar. Ayrıca telgrafhaneler de işgal altına alınmış ve resmi makamlar arasında iletişim imkânı kalmamıştır. Bu şartlara göre, Anadolu, İstanbul ve resmi makamlarla ortak hareketten mahrum kalmıştır. İstanbul’daki olağanüstü hal, ortaya Osmanlı Devletinin kimin idaresi ve hangi güçlerin kanunlarının geçerli olduğu sorunu ortaya çıkarmıştır. Bu durumda Mustafa Kemal Temsil Heyetinin başkanı olarak: "Bu hareketin Anadolu’da Osmanlı Kanunlarının yürürlüğünü engellemeyeceğinden ve her ne şekilde olursa olsun alınacak önlemlere Osmanlı milleti uygarlık yeteneği özellikle dikkat çekici bulunduğundan kanun dışında hiç bir işlem yapılmaması ve bütün görevlerin özenle yapılması hayatımızın gereklerindendir" diye genelge yayınlamıştır [2]. Bunun üzerine Meclis 18 Mart 1920 bir toplanarak kendini feshettiğini açıkladı. Meclisin kendini feshettiği açıklaması Padişah’ın Nisan 11 1920'de ikinci meşrutiyetin sona erdiğini açıklaması ile bir başka Meclis oluşturma yolunu kapatmıştır. Aynı gün Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah'ın, "Padişah ve Halife kuvvetleri dışındaki millî kuvvetleri kâfir ilan eden ve katlinin gerekli" olduğunu bildiren fetvası "Takvim-i Vekayi"de yayınlandı. Padişah Osmanlı Devleti'nin tarihinde bir bölümü kapatmayı amaçlamış ve kendi otoritesi dışında bulunan bütün güçlerin (millî kuvvetleri) devlet karşıtı olduğunu ilan etmiştir. Padişah ve atadığı hükümetler Osmanlı devletinin idaresine tek otorite durumuna gelmişlerdir. Hakimiyetin sağlanması, Mart 1920 - Mart 1922 [değiştir] Bu dönemde Büyük Millet Meclisi'nin etkinlikleri karşı taraflara Anadolu'yu kendisinin temsil ettiği ve onun içinde olmadığı hiçbir barışın geçerliliği olmadığını kabul ettirmesi çabasıdır. Bir yandan uluslararası destek ve yardım arayışına girilerek, Batum'un geri verilmesi karşılığında Sovyetler Birliğinden mali yardım sağlandı. Öbür yandan Anadolu'nun çeşitli yörelerindeki düzensiz direniş gruplarını tasfiye ederek düzenli bir ordunun kurulması için adımlar atıldı. Askeri olarak karşısına çıkacak bütün güçlerle baş edebilecek düzeyde olduğunu kanıtladı. Büyük Millet Meclisi açılması, Nisan 1920 [değiştir] Osmanlı Meclisinin fes edilmesi yeni bir meclisin, bir kurucu meclisin, gerekliliğini doğurmuştu. Kurucu Meclis ve seçimlerle ilgili 19 Mart 1920'de bir bildiri yayınladı. Sultan İstanbul'da idi ve Mustafa Kemal "olağanüstü yetkilere sahip bir meclis" olarak takdim etti. Seçimlerin yapılması için yayınlanan bu bildiri uyarınca, yurdun her yerinde seçimler yapıldı. 16 Mart 1920'deki baskından kurtulan milletvekilleri gizlice Ankara'ya geçtiler. Bolu Düzce, Hendek bölgesinde başlayan ve Nallıhan, Beypazarı çevresine sıçrayan (bakınız İsyanlar (İç Cephe)) ayaklanma olayları oldu. Bu olaylardan dolayı, seçilen milletvekillerinin tümünün gelmesi beklenilmeden, Millet Meclisi'nin açılma hazırlıkları yapıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi (1. Dönem) 23 Nisan 1920'de Ankara'da Mustafa Kemal Paşa önderliğinde toplandı. Bu tarihten itibaren İstanbul hükümetinin etkisi İstanbul kenti ve çevresiyle sınırlı kalırken, Ankara'da oluşturulan Meclis ve hükümet, fiilen Türkiye'nin yönetimini ele aldı. Mustafa Kemal 24 Nisan 1920'de Meclis Başkanı seçildi İsyanlar (İç Cephe) [değiştir] Daha çok bilgi için: İç Cephe-Ayaklanmalar ![]() Yörük Ali Efe Gurubu Tekâlif-i Milliye Kanunu ile, ordunun finansmanı için ağır vergiler kondu. Vergi vermeye ve askere alınmaya karşı koyanları sindirmek için İstiklal Mahkemeleri kuruldu. Tek celsede idam kararı alma yetkisine sahip olan İstiklal Mahkemeleri, Ergun Aybars'ın araştırmalarına göre 9000 dolayında idam kararı verdi. Kuva-yı Milliye'yi dağıtma girişimi bazı bölgelerde başarılı olurken, bazı Kuvayı Milliye birliklerinin yoğun direnişiyle karşılaştı. Kasım 1920'de başlayan ve Ocak 1921'de yenilgiye uğratılan Çerkez Ethem İsyanı bu direnişlerin en önemlisidir. Ermeni Savaşı (Doğu Cephesi) [değiştir] Daha çok bilgi için: Türk-Ermeni Cephesi ![]() Kâzım Karabekir Gümrü Antlaşması'nı imzalamak için yola çıkmadan önce Dünya Savaşı sonunda Kuzeydoğu cephesi Müttefik devletlerin talebi doğrultusunda 1914 Osmanlı-Rus sınırına çekilmişti. Bu sınır Ardeşen-Yusufeli-Oltu-Bayezit hattından geçiyordu. Sınırın öte yanında 1918'de Ermenistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. 1920 Eylülünde Türk-Rus mutabakatının sağlanması üzerine 28 Ekim 1920'de Kâzım Karabekir komutasında harekete geçen Türk kuvvetleri, 10 gün süren bir harekât sonunda Ermenistan'ı kesin yenilgiye uğrattı. Bu harekâtta Türk tarafı 46 şehit verdi. 1 Aralık'ta imzalanan Gümrü Antlaşması ile Türk-Ermeni sınırı, 1878 öncesindeki Osmanlı-Rus sınır hattına çekildi. Bu sınır, bugünkü Türkiye-Ermenistan sınırıdır. 2 Aralık'ta Kızıl Ordu Ermenistan'ı işgal ederek bağımsız Ermenistan'ın varlığına son verdi. Yunan Savaşı (Batı Cephesi) [değiştir] Daha çok bilgi için: Türk-Yunan Cephesi ![]() Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nde Türk güçlerinin ileri atılımı Buradaki Savaşlar,İzmir-Bursa-Balıkesir-Kütahya-Eskişehir hattında gerçekleşti. Müttefik devletler tarafından 18 Nisan 1920'de Paris'in Sèvres banliyösünde ilan edilen Sevr Antlaşması Türkiye'den önemli bazı toprakların alınmasını ve Türk devletinin müttefikler kontrolü altında bir tür yarı-bağımsız statüde yönetilmesini öngörmekteydi. Türk tarafının anlaşmayı imzalamaktan kaçınması üzerine müttefikler, Yunan ordusunu Anadolu içine sevk ettiler. Temmuz ayında Bursa, Ağustos'ta Uşak Yunanlılar tarafından işgal edildi. Yıl sonunda Yunan ordusu Eskişehir ve Kütahya'yı tehdit etmeye başladı. Bu sırada çıkan Çerkez Ethem İsyanı Türk savunmasını zor durumda bırakarak, Yunanlıların mevzilerini ilerletmesine yardımcı oldu. Batı Cephesi komutanlığına atanan İsmet Bey, Ocak 1921'de Birinci İnönü Muharebesi ve Mart 1921'de İkinci İnönü Muharebesi'nde Yunan ilerlemesini durdurdu. İnönü zaferleri, milli ordu projesinin başarısını kanıtlayarak T.B.M.M. hükümetinin otoritesini pekiştirdi, Milli Mücadelenin nihai zaferine olan güveni sağladı. 27 Mart'ta Afyon'un kaybedilmesi bu zafer duygusunu ancak kısmen gölgeleyebildi. Temmuz 1921'de Yunan Kuvvetleri Garp Cephesi ordularını Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde yenilgiye uğratarak çevirme harekatıyla yok etmek üzereyken, komutayı bizzat ele alan Mustafa Kemal ve Fevzi Paşa, Türk birliklerini süratle geri çekerek Sakarya nehri kıyılarına çektiler. Ancak 23 Ağustos - 13 Eylül arasında süren Sakarya Meydan Muharebesi ile Yunan taarruzu püskürtüldü. Bu zafer nedeniyle Mustafa Kemal Paşa'ya müşir (mareşal) rütbesi ve Başkumandan payesi verildi. Nihayet 26 Ağustos 1922'de Afyon'un doğusundaki mevzilerden taarruza geçen Türk ordusu, 30 Ağustos'taki Dumlupınar Meydan Muharebesi'nde Yunanlıları kesin yenilgiye uğrattı. Tamamen dağılan Yunan ordusunun boşalttığı Ege bölgesi birkaç gün içinde Türk kuvvetlerinin eline geçti. Nihayet 9 Eylül'de Türk orduları İzmir'e girerek Yunan işgaline son verdi. Fransız (Güney Cephesi) [değiştir] Daha çok bilgi için: Türk-Fransız Cephesi ![]() Kilikya Mezopotamya Cumhuriyeti adı altında kurulan Ermeni Şişmanyan Hükümeti politikaları ardından Adana'daki Müslüman halkın şehirden göç etmeye başlaması Türk-Fransız Cephesi veya Güney Cephesi Kurtuluş Savaşı Milli kuvvetlerin Fransız lejyoner birliklerine (Fransız, Cezayir ve Ermeni Askerlerinden oluşan) karşı verdikleri savaşı kapsamaktadır. İngilizler Musul, İskenderun, Kilis, Antep, Maraş ve Urfa’yı işgal ettiler. Fransızlar ise Adana, Mersin ve Osmaniye’yi işgal ettiler. Maraş’ta, Sütçü İmam’ın önderliğini yaptığı mücadele sonunda Maraş’ta tutunamayan düşman şehri terk etmek zorunda kaldı (12 Şubat 1920). Urfa şehrinde Ali Saip(Ursavaş) Bey tarafından teşkilatlandırılan Türk direnişi başarıyla sonuçlandı. Fransızlar 11 Nisan 1920’de şehri boşalttılar. Antep halkı 1 Nisan 1920’de Fransızlara karşı ayaklandı. Üsteğmen Salih’in ‘Şahin’ takma adıyla Kuvayı Milliye Komutanlığına atanması halkı daha da örgütlü bir güç haline getirdi. Hiçbir yerden yardım alamayan Anteplilerin Fransızlara karşı direnişi yaklaşık 1 yıl sürdü. Antep şehri, tüm olanaksızlıkları yaşadıktan ve altı bin şehit verdikten sonra onurundan taviz vermeden 9 Şubat 1921’de düşmana teslim olmak zorunda kaldı. Fransızlar halkın direnişleri sonucunda askeri harekatlarını durdurduktan sonra Sakarya Zaferi’nin arkasından TBMM ile Ankara Antlaşması’nı yaptılar ve işgal ettikleri yerleri boşalttılar. Londra Barış Konferansı, Şubat 1921 ve Mart 1922 [değiştir] Daha çok bilgi için: Londra Barış Konferansı 1921 yazında Londra Barış Konferansı ile müttefikler Sèvres Antlaşmasını Ankara hükümetine kabul ettirmek istediler. TBMM hükümetinin kesin tavrı karşısında Yunan ordusu bu kez Ankara'yı ele geçirmek üzere harekete geçti. Sakarya Meydan Muharebesi bir güç gösterisi olarak gerçekleşti. 1922 yılının ilk yarısı sonuçsuz barış müzakereleri ile geçti. Bu dönemde değiştiriliş Sèvres Antlaşmasını ortaya atıldı. Bu yeni çözüm Sèvres hükümlerini yumuşatılmış şekli olmaktaydı. Barışın sağlanması, Mart 1922 - Kasım 1923 [değiştir] Bu dönemde Büyük Millet Meclisi'nin etkinlikleri çizilen sınırların dünyaca kabulünü ve bu sınırlar içinde Cumhuriyet ile yönetilecek devletin ilanını kapsamaktadır. Mudanya Mütarekesi, Eylül 1922 [değiştir] Daha çok bilgi için: Mudanya Mütarekesi İzmir'in kurtuluşundan birkaç gün sonra Türk ordusu İngiliz işgalinde bulunan Çanakkale Boğazı karşısında mevzilenerek İngilizlerin çekilmesi için bir ültimatom verdi. 15 Eylül'de başbakan Lloyd George başkanlığında toplanan İngiliz kabinesi ültimatomu reddederek, İngiltere ile Türkiye arasında savaş çıkmasına yol açacak bir politika benimsedi. Ancak İngiliz kamuoyunun sert tepkisi üzerine koalisyon ortağı olan Muhafazakâr Parti hükümetten çekildi. Lloyd George hükümeti 19 Ekim'de düştü. 11 Ekim'de İngiltere ile Ankara hükümeti arasında Mudanya'da ateşkes imzalandı. Ateşkes anlaşması en kısa zamanda İsviçre'nin Lozan (Lausanne) kentinde bir barış konferansı toplanmasını öngörüyordu. Saltanatın kaldırılması, 1 Kasım 1922 [değiştir] Daha çok bilgi için: Saltanatın Kaldırılması ![]() Vahidettin İstanbul’dan Malta'ya gitmek üzere ayrılırken 1 Kasım'da TBMM, İstanbul hükümetinin hukuki varlığına son vererek Türkiye'nin tek ve tartışmasız hakimi oldu. Şeklen "halife" unvanını koruyan VI. Mehmet Vahdettin 10 Kasım'da son Cuma selamlığına katılmış, ancak yaşamına ve özgürlüğüne yönelik tehditleri gerekçe göstererek 17 Kasım sabahı Boğaziçi'nde demirli bulunan İngiliz zırhlısı ile Malta'ya sığınmıştır. Bunun üzerine 19 Kasım'da TBMM, veliaht Abdülmecit Efendi'yi halife ilan etmiştir. Lozan Barış Konferansı, Kasım 1922 [değiştir] Daha çok bilgi için: Lozan Barış Konferansı ![]() Lozan Barış Konferansı'nda Türk delegeleri, İsmet Paşa orta ön sırada 20 Kasım 1922'de toplanan Lozan Barış Konferansı'nda Türk delegeleri İsmet Paşa ve Dr. Rıza Nur Bey idi. 4 Şubat 1923'te konferans anlaşma sağlanamadan dağıldı. Türkiye'de, müzakere edilen anlaşmanın Misak-ı Milli sınırlarından taviz verdiğini belirterek dayatılan koşullara direnen Meclisin feshedilerek yeni Meclis üyelerinin seçilmesi üzerine, 23 Nisan'da yeniden toplanan konferans, 24 Temmuz 1924'te Lozan Barış Antlaşması'nı kabul etti. Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923 [değiştir] Daha çok bilgi için: Lozan Antlaşması Bu antlaşma ile Türkiye Hicaz, Mısır, Suriye, Filistin, Irak, Kıbrıs ve Oniki Ada üzerindeki tüm haklarından vazgeçti; Batı Trakya'da da bazı koşullarla Yunan egemenliğini kabul etti. İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının silahsızlandırılarak uluslararası bir komisyonun yönetimine bırakıldı. Osmanlı borçlarının bir kısmı silinirken, bakiyesinin uzun vadede ve uygun koşullarla ödenmesi kararlaştırıldı. Türkiye'deki gayrimüslim azınlıklara uluslararası hukukun koruması altında bazı haklar tanındı. Buna karşılık Türkiye'nin idari, hukuki, adli ve mali konulardaki bağımsızlığı onaylandı. Antlaşmaya ekli bir protokolle, Türkiye'deki Rum azınlığı ile Yunanistan'daki İslam azınlığın (bazı istisnalarla) zorunlu mübadelesine karar verildi. Cumhuriyetin İlanı, 29 Ekim 1923 [değiştir] Daha çok bilgi için: Cumhuriyetin İlanı 29 Ekim 1923 günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan "Cumhuriyet" önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verdi. Meclis önergeyi kabul etti. Böylece, Türkiye devletinin yönetimi biçimi "Cumhuriyet" olarak, adı "Türkiye Cumhuriyeti Devleti" olarak belirlendi. Atatürk, kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin, ilk "Cumhurbaşkanı" oldu. Ek Konular [değiştir] İngiltere, Batı Anadolu'yu işgal eden Yunan kuvvetlerine politik ve parasal destek vermiş fakat Yunan hükümetinin ısrarlı talebine rağmen Yunan ordusunda danışman ve subay bulundurmaktan kaçınmıştır. Yunanistan'a İngiliz askeri yardımı 1922 başlarında kesilmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında düzensiz Türk kuvvetleri Adana, Maraş, Antep ve Urfa'yı işgal eden Fransız ordusuna karşı savaşmıştır. Aralık 1919-Mayıs 1920 arasında altı ay süren çatışmalar, 31 Mayıs 1920'de ateşkes ile sonuçlanmıştır. Bu tarihten sonra Fransa uluslararası planda genellikle Ankara Hükümetini desteklemiş, Ekim 1921'de Anadolu'dan çekilen Fransız kuvvetleri, Türk tarafına önemli boyutta silah ve mühimmat teslim etmiştir. 1919 Mayısında İzmir'in Yunanlılarca işgalini kendi çıkarlarına yönelik bir saldırı olarak değerlendiren İtalya, Kurtuluş Savaşı süresince Türk tarafını desteklemiştir. 1919 yazında Kuşadası cephesinde Yunan ve İtalyan kuvvetleri çatışmıştır. Kurtuluş Savaşı'nı "emperyalizme" karşı bir devrim savaşı olarak değerlendiren görüş 1967 dolayında sol-Kemalist çevrelerde ortaya atılmıştır.[kaynak belirtilmeli] Bu görüşün olgusal dayanağı tartışmalıdır. Referanslar [değiştir]
![]()
__________________
VATANINAiyi muamele et!!! O babanızın malı değil,onu çocuklarınızdan ödünç aldınız... İşgaldeki hali sakın unutma, Atatürk’e dil uzatman gereksiz, SEN ANANDAN YİNE DOĞARDIN AMMA, BABAN KİM OLURDU BİLEMEZDİN ŞEREFSİZ... Biz, adımlarını tarihin akışına uyduran temelleri çöken emperyalizme vuran, yarını kuranlarız. Yaşasın tam bagımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşligi! Yaşasın İşçiler Köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!! Konu HeaDShoT tarafından (16-05-2008 Saat 10:41 AM ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
#2 (permalink) |
![]() Üye No: 22
Üyelik tarihi: Feb 2008
Bulunduğu yer: ....İzMiR...
Mesajlar: 775
Tecrübe Puanı: 6
Karizma Puanı : 106
Karizma Seviyesi:
![]() ![]() |
Sevr Antlaşması Vikipedi, özgür ansiklopedi Git ve: kullan, ara Sevr Antlaşması (Fransızca: Le traité de Sévres) , Birinci Dünya Savaşı sonrasında İtilâf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında 10 Ağustos 1920'de imzalanan barış antlaşmasıdır. Yunanistan dışında hiçbir devlet tarafından onaylanmamış ve yürürlüğe girmemiştir. İtilaf Devletleri ile Türkiye arasındaki savaş hali 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması ile sona ermiştir. Sevr Antlaşması adını, son müzakerelerin ve imza töreninin gerçekleştiği Paris'in Sèvres banliyösünden alır. Konu başlıkları [gizle]
Dünya Savaşı galiplerinin savaş sonrası dünya düzenini belirlemek için topladıkları Paris Barış Konferansı 18 Ocak 1919'da açıldı. 7 Mayıs 1919'da Alman ve Avusturya-Macaristan barış koşulları açıklandı. Almanya ile Versailles Antlaşması 28 Haziran'da, Avusturya ile Saint-Germain-en-Laye Antlaşması 10 Eylül'de Macaristan`la Triannon Antlaşması ve Bulgaristan`la Neuilley Antlaşması imzalandı. Türk barışının da diğerleri ile birlikte 1919 Mayıs'ında açıklanması beklenirken, görüşmeler belirsiz bir geleceğe ertelendi. Bunun nedenleri bugüne dek yeterince aydınlatılamamıştır. İtilaf Devletleri Yüksek Konseyinin 7 Mayıs'ta aldığı karar uyarınca 15 Mayıs'ta İzmir Yunanlılar tarafından işgal edildi. Bu olay tüm Türkiye'de güçlü bir ulusal tepkiye yol açtı. 6 Eylül'de toplanan Sivas Kongresi'nden sonra İstanbul'daki Osmanlı hükümeti, ülke üzerindeki idari ve askeri denetimini kaybetti. Sivas ve daha sonra Ankara'da, Mustafa Kemal Paşa yönetiminde bir ulusal direniş hükümeti kuruldu. Anadolu hükümeti, olumsuz şartlarda bir barış antlaşmasını kabul etmeyeceğini bildirdi ve direniş hazırlıklarına girişti. İtilâf Devletleri 18 Nisan 1920'de San Remo Konferansı'nda Osmanlı Devleti'ne uygulanacak barış şartlarını hazırladılar. 22 Nisan'da Osmanlı Hükümetini Paris'te toplanacak barış konferansına davet ettiler. Padişah, eski sadrazam Ahmet Tevfik Paşa'nın başkanlığında bir heyeti Paris'e gönderdi. Ertesi günü Ankara'da toplanan Büyük Millet Meclisi, 30 Nisan günü taraf devletlerin dışişleri bakanlıklarına gönderdiği bir yazıyla İstanbul'dan ayrı bir hükümetin kurulduğunu bildirdi. Paris'te barış şartlarını öğrenen Ahmet Tevfik Paşa, İstanbul'a gönderdiği telgrafta barış şartlarının "devlet mefhumu ile kabil-i telif olmadığını" [devlet kavramı ile bağdaşmadığını] bildirerek görüşmelerden çekildi. Bunun üzerine 21 Haziran'da İtilaf Devletleri Osmanlı Devletinin direnişini kırmak için, İzmir'de bulunan Yunan kuvvetlerini Anadolu içlerine sürmeye karar verdi. Balıkesir, Bursa, Uşak ve Trakya kısa sürede Yunan ordusu tarafından işgal edildi. ![]() Sevr Antlaşmasını imzalayan Osmanlı heyeti (soldan sağa, Rıza Tevfik, Damat Ferid Paşa, Hadi Paşa ve Reşid Halis). Ege felaketi üzerine 22 Haziran'da İstanbul'da toplanan Saltanat Şurası, Paris'e Sadrazam Damat Ferit Paşa başkanlığında ikinci bir heyet göndermeye karar verdi. Eski maarif nazırı (milli eğitim bakanı) Hadi Paşa, eski Şura-yı Devlet (Danıştay) reisi Rıza Tevfik Bey ve Bern Sefiri Reşat Halis Bey'den oluşan bu heyet, 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşması'nı imzaladı. Padişah Vahidettin ısrarlı baskılara rağmen antlaşmayı onayladı. Osmanlı anayasası uyarınca antlaşmayı onaylama yetkisine sahip olan Meclis-i Mebusan 11 Nisan 1920'de feshedildiği için zaten antlaşmanın hukuki durumu belirsizdi. Ankara'daki Büyük Millet Meclisi antlaşmayı sert bir bildiri ile kınadı. İtalya antlaşmadan hoşnutsuzluğunu açıkça bildirerek Türkiye'den yana tavır aldı. Fransa hükümeti antlaşmadan dolayı parlamentoda ve şekilde eleştirildi. ABD zaten bu sırada iç politik gelişmeler nedeniyle her türlü uluslararası girişimden çekilmişti.İtalya ile Fransanın onaylamamasının asıl nedeni ise izmirin Yunanlılara verilmesidir. Antlaşma Hükümleri [değiştir]
Antlaşmanın Özellikleri [değiştir] Sevr Antlaşması, a. öteki savaş sonu antlaşmaları, özellikle Versailles Antlaşması ve Avusturya-Macaristan'ı parçalayan Saint-Germain Antlaşması, b. Wilson İlkeleri'nde dile getirilen milliyet ilkesi, c. Müttefik devletler arası rekabetler bağlamında daha iyi değerlendirilebilir. Antlaşma ile, nüfus çoğunluğu Türk olan yerlerin hemen hepsi (daha önce Balkan Savaşı'nda yitirilen Batı Trakya dışında) Türkiye'ye verilmiştir [kaynak belirtilmeli] . Nüfus çoğunluğu Kürt olan bölgenin durumu belirsiz bırakılmıştır. Çoğunluğu Türk olan, ancak nüfus değişimi sonucu Rum nüfusun artması beklenen İzmir'in durumu da belirsizdir. Türk-Ermeni sınırının çizimi ertelenmiştir. Padişahın şahsında simgesel bir egemenlik korunsa da, uygulamada Türkiye İtilaf devletlerinin ortaklaşa yöneteceği bir sömürge durumuna getirilmiştir. Burada dikkati çeken, müttefik devletler arasında gözetilen dengelerdir. Bir dizi önlemle, taraflardan herhangi birinin Türkiye üzerinde tek yanlı egemenlik kurmasının önüne geçilmiştir.Türkiye'nin yoğun Türk nüfusu barındıran Bulgaristan'la ilişiği koparılmıştır. Yunanistan'la Türkiye arasında Oniki Adalar yoluyla örülmüş olan İtalyan duvarı varlığını korumuştur.
__________________
VATANINAiyi muamele et!!! O babanızın malı değil,onu çocuklarınızdan ödünç aldınız... İşgaldeki hali sakın unutma, Atatürk’e dil uzatman gereksiz, SEN ANANDAN YİNE DOĞARDIN AMMA, BABAN KİM OLURDU BİLEMEZDİN ŞEREFSİZ... Biz, adımlarını tarihin akışına uyduran temelleri çöken emperyalizme vuran, yarını kuranlarız. Yaşasın tam bagımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşligi! Yaşasın İşçiler Köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!! |
|
|
|
|
#3 (permalink) |
![]() Üye No: 22
Üyelik tarihi: Feb 2008
Bulunduğu yer: ....İzMiR...
Mesajlar: 775
Tecrübe Puanı: 6
Karizma Puanı : 106
Karizma Seviyesi:
![]() ![]() |
Lozan Antlaşması Git ve: kullan, ara Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923 tarihinde İsviçre’nin Lausanne (Lozan) şehrinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileriyle İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, S.S.C.B ve Yugoslavya Özgürlük Ülkesi temsilcileri tarafından, Lozan Üniversitesi salonunda imzalanmış barış antlaşmasıdır. Lozan Antlaşması nin yazılması için düzenlenen Lozan Barış Konferansı 8 ay sürmüş ve Türk tarafının kayıtsız şartsız bağımsızlık talebi nedeniyle çetin geçmiştir. Görüşmelerde Türkiye'yi temsil eden İsmet Paşa başkanlığındaki Lozan Barış Konferansı üyelerinin rolü büyüktür. I. Dünya Savaşı sonrasında İtilaf devletlerince Osmanlı Devleti’ne imzalatılan Sevr Antlaşması neredeyse devleti haritadan silmiş ve egemenliğini ciddi biçimde sınırlayan hükümlere yer vermiştir. Atatürk önderliğinde Milli Mücadele'ye başlayan Türk ulusu savaş meydanlarında büyük zaferler kazanmış ve Lozan Antlaşması ile siyasi ve hukuki alanda tescil etmiştir. Uluslararası kabul pek çok yönden önem taşımaktadır. Öncelikle, Türkiye'nin bağımsız ve eşit bir devlet olarak uluslararası topluma kabul edilmesi sağlanmıştır. Lozan ile Misak-ı Milli hedeflerine çok büyük ölçüde ulaşılmıştır. Lozan Konferansı sırasında kapitülasyon olarak nitelenen ve ülkenin iç işlerine karışma yetkisi veren ayrıcalıklar uzun süre tartışılmıştır. Sonuçta kapitülasyonların kaldırılması ve Osmanlı borçlarının ödenmesinin makul bir takvime bağlanması kararlaştırılmıştır. Antlaşma, bu açıdan bir ekonomik bağımsızlık belgesi olma özelliğine de sahiptir. Ayrıca Lozan, yaklaşık yüzyıldır devam eden Türk-Yunan çatışmasını sona erdirerek, ulaşılan barışla iki ülke arasında bir denge oluşturması bakımından da önem taşımaktadır. I. Dünya Savaşı sonunda galip güçlerce dikte ettirilen ve ağır şartlara sahip barış antlaşmaları II. Dünya Savaşı'na zemin hazırlarken, Lozan'da karşılıklı pazarlıkla barışın güvencesini oluşturan bir düzenleme yapılmıştır. Bu nedenle, savaşı bitiren antlaşmalar içinde halen uygulanan sadece Lozan'dır. Tabiatıyla, bunda Türkiye'nin Atatürk'ün belirlediği Yurtta Sulh, Cihanda Sulh ilkesine sadık kalması ve Lozan Antlaşmasının hükümlerinin uygulanmasında da bu ilkeyi gözetmesinin rolü büyüktür. Türkiye Cumhuriyeti'nin temel nitelikleri, Lozan Antlaşmasında da yer almıştır. Buna göre, ülkesi ve ulusuyla bölünmez bir bütün oluşturan Türkiye'de yaşayan ve Türk devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes eşit ve aynı haklara sahip Türk ulusunu oluşturmaktadır. Antlaşmada Türkiye'de yaşayan Hıristiyan kökenli Rum ve Ermeniler ile Museviler azınlık olarak tanımlanmış; mal, mülk ve ibadet hakları güvence altına alınmıştır. Antlaşma ile Türkiye ile Yunanistan arasında nüfus mübadelesi yapılmasına karar verilmiş, bunun sonucunda 1924 yılında yaklaşık bir milyon Hıristiyan-Rum Yunanistan'a, beş yüz bin Müslüman-Türk de Türkiye'ye göç etmiştir. Konu başlıkları [gizle]
__________________
VATANINAiyi muamele et!!! O babanızın malı değil,onu çocuklarınızdan ödünç aldınız... İşgaldeki hali sakın unutma, Atatürk’e dil uzatman gereksiz, SEN ANANDAN YİNE DOĞARDIN AMMA, BABAN KİM OLURDU BİLEMEZDİN ŞEREFSİZ... Biz, adımlarını tarihin akışına uyduran temelleri çöken emperyalizme vuran, yarını kuranlarız. Yaşasın tam bagımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşligi! Yaşasın İşçiler Köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!! |
|
|
|
|
#4 (permalink) |
![]() Üye No: 22
Üyelik tarihi: Feb 2008
Bulunduğu yer: ....İzMiR...
Mesajlar: 775
Tecrübe Puanı: 6
Karizma Puanı : 106
Karizma Seviyesi:
![]() ![]() |
Topyekün savaş Vikipedi, özgür ansiklopedi Git ve: kullan, ara Topyekün savaş bir milletin bütün kaynaklarını seferber ederek başka bir milletin askeri gücünü yok etmek için savaşmasıdır. Yüzyıllardır pratikte uygulanmakta olan topyekün savaş, 19. yüzyılda bir savaş çeşidi olarak tanımıştır. Topyekün savaşta sivil yoktur, herkes bir askerdir. Konu başlıkları [gizle]
![]() "Yiyecek bir silahtır. Ziyan etmeyin!/ Akıllıca alın, dikkatli pişirin, hepsini yiyin." Bazıları topyekün savaş kavramını Çinli askeri dehâsı Sun Tzu ile birlikte ansa da, bu kavram genelde Carl von Clausewitz ile özdeşleşmiştir. Clausewitz aslında başka bir felsefi savaş kavramı olan mutlak savaş'la (hiçbir politik kısıtlaması olmayan savaş) ilgilenmiştir. Mutlak savaş ve topyekün savaş kavramları genelde karıştırılırlar. Christopher Bassford, National War College'da strateji profesörü, farkı şöyle açıklamıştır: "Clausewitz'in mutlak savaş kavramı daha sonraki bi kavram olan 'topyekün savaş'tan farklıdır. Topyekün savaş I. Dünya Savaşı'nda Alman kuvvetlerinin kontrolünü elinde bulunduran General Erich Ludendorff'un fikirlerinin en tipik örneğidir. Topyekün savaş bu bakımdan politikanın, savaş sürecinde tamamen ikinci plana atılmasıyla karıştırılmıştır —Clausewitz'in reddettiği bir fikir— ve sadece iki seçenek vardır: Mutlak galibiyet, mutlak mağlubiyet."[1] Gerçekte, Clausewitz'in tanımlamasını tersine çaviren ve I. Dünya Savaşı sırasında (ve 1935'teki kitabı "Total War"'da) ilk topyekün savaş tanımlamasını yapan General Erich Ludendorff'tur - politik ve sosyal sistemler dahil olmak üzere, bir savaşı kazanmak için tüm kaynakların seferber edilmesi. 19. yüzyılda kavramın kabulünü değiştirmek için birçok sebep mevcuttur. Ancak ana sebep sanayi devrimidir. Ülkelerin doğal ve kapital kaynakları arttığı için, bazı savaş biçimlerinin diğerlerine göre daha fazla kaynak gerektirdiği açık hale geldi. Ayrıca, 19. yüzyılda savaş daha da makineleşmeye başladı. Bir fabrikanın, savaş durumunda normalden daha çok yapılacak işi olur. Fabrika bir hedef haline gelecektir, çünkü savaş sürecine katkıda bulunur. Tabi ki fabrikanın işçileri de birer hedef olacaktır. Topyekün savaşın tek bir tanımı yok, ancak tarihçiler arasında I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı'nın buna örnek olduğu konusunda bir görüş birliği var. Tarihçilerin büyük bir çoğunluğu Amerikan İç Savaşı'nı bunu ilk örneği olarak kabul ederler,[2] ancak bazıları da Almanya'nın birleşmesini ilk kabul ederle. Kavram yavaş yavaş geliştiği için buna kesin bir cevap yoktur. Tanımlar bu şekilde çeşitlenir, ama en tutulanı Roger Chickering'in Total War: The German and American Experiences, 1871-1914 da yaptığı tanımdır: "Topyekün savaş benzersiz zorluğu ve büyüklüğüyle bilinir. Operasyonların yeri dünyanın her karışındadır; savaşın sınırı yoktur. Ahlâğın bir önemi yoktur, savaşanlar modern ideolojilerin nefretlerinden ilham alırlar. Topyekün savaş sadece silahlı birliklere değil, bütün popülasyona ihtiyaç duyar. Topyekün savaşın en önemli noktası sivilleri geniş alanda, ayrım gözetmeden ve temkinli bir şekilde askeri hedefler olarak savaşa dahil etmektir." Topyekün savaşta siviller de propaganda ile savaşa katılır. Propganda ile moral ve üretim hızı arttırılır. Ayrıca sivil yerlerde tüketime sınırlandırma getirilerek savaş için daha çok malzeme sağlanır. Eski tarih [değiştir] ![]() M.Ö. 431'dw Atina'yı çevreleyen surlar İlk belgelenen topyekün savaş, M.Ö. 431 ve 404 yılları arasında Atina ve Sparta arasında yapılan ve Tukididis tarafından anlatılan Mora Savaşı'dır. Önceleri, Yunan savaşları kısa ve dini bakımdan törenleştirilmiş bir şekildeydi. Hoplit birlikleri savaş alanında karşılaşırlar ve savaş bir gün içinde sonuçlanırdı. Ancak Mora Savaşı yıllarca sürdü ve diğer şehirlerin de katılmasıyla hemen hemen tüm kaynaklar savaş için harcandı. Milos adasında daha önce görülmemiş genişlikteki alanda halka zulmedildi, insanlar ya katledildi ya da köleleştirildi. Savaş Yunan dünyasını yeniden şekillendirdi, birçok bölge fakirleşti, büyük Atina gücünü kaybetti ve asla tekrar kalkınamadı. Otuz Yıl Savaşları da topyekün savaşa örnek gösterilebilir.[3] Bu savaş M.S. 1618 ve 1648 yılları arasında modern [Almanya]]'nın sınırları içinde yapılmıştır. Hemen hemen tüm büyük Avrupa ülkeleri savaşa katıldı ve tüm ekonomilerini savaş için kullandılar. Sivil halk harap edildi. Sivil zaiyatı (açlık ve salgın hastalıklardan ölenler de dahil olmak üzere) yaklaşık olarak 25-30% civarında tahmin edilmekte.[4][5] Savaş boyunca ordular büyüdükçe büyüdü ve askerleri savaş alanında tutmak için ücret olarak ganimetler verildi. 18. ve 19. yüzyıllar [değiştir] Fransız İhtilali [değiştir] Fransız İhtilali topyekün savaşla ilgili bazı kavramları ortaya çıkarmıştır. Genç cumhuriyet kendini Avrupalı devletlerin tehtidi altında buldu. Çözüm, Jacobin hükmetine göre, milletin bütün kaynaklarını savaş gücüne dönüştürmekti - bu levée en masse'nin gelişidir. Milli Meclis'in 23 Ağustos 1793'teki emri Fransız savaş gücünün büyüklüğünü açıkça gözler önüne sermektedir: Şu andan itibaren, düşmanları Cumhuriyetin topraklarından atılana dek bütün Fransızlar ordunun emri altındadır. Gençler savaşacak; evli erkekler silah yapıp ordulara taşıyacak; kadınlar çadır, giyecek dikecek ve hastanelerde çalışacak; çocuklar ketenden sargı bezi dokuyacak; yaşlı erkekler meydanlara gidip savaşçıları cesaretlendirecek ve Cumhuriyetin öfkesini duyuracak.Taiping Ayaklanması [değiştir] Tàipíng Tiānguó'nun (太平天國, Wade-Giles T'ai-p'ing t'ien-kuo) (Kusursuz Barışın Cennet Krallığı) Qing hanedanı'ndan çekilmesiyle çıkan Taiping Ayaklanmasıyla (1850-1864) modern Çin'deki ilk topyekün savaş örneği görülmüş oldu. Tàipíng Tiānguó'nun hemen hemen tüm vatandaşları imparatorluğun güçleriyle savaşması için askerî eğitimden geçirildi ve orduya katıldı. Savaş sırasında iki taraf da diğerini kaynaklarından yoksun bırakmak istedi ve tarım alanarını yok etmek standart taktik haline geldi. Karşı tarafın direncini kırmak için ele geçirilen düşman şehirlerinden yüksek vergiler alındı ve katliamlar yapıldı. Bu savaşa siviller de katıldığı için ve iki taraf da sivillere de saldırdığı için topyekün savaştır. Savaşta 20 ilâ 50 milyon kişi öldü. Bunun anlamı bu savaş I. Dünya Savaşı'ndan, hatta rakamlar doğruysa II. Dünya Savaşı'ndan bile kanlı bir savaştı. 20. Yüzyıl [değiştir] I. Dünya Savaşı [değiştir] Avrupa'nın hemen hemen tamamı I. Dünya Savaşı için seferber olmuştur. Genç erkekler imalat işlerinden çıkartılıp yerlerine kadınlar çalıştırıldı. Sivil yerlerde tüketime sınırlama getirildi. Britanya'daki topyekün savaşın özelliklerinden biri de sivil halkın dikkatini savaşa çekmek için propaganda posterlerinin kullanılmasıdır. Posterler halkın ne yemeleri ve ne işle uğraşmaları konusundaki kararlarını etkilemek (kadınlar hemşire olarak veya mühimmat fabrikalarında işçi olarak kullanıldılar), ve savaşta ülkelerini desteklemelerini sağlamak için kullanıldı. Neuve Chapelle Savaşı'ndaki başarısızlıktan sonra, İngiliz başkomutanı Mareşal Sir John French bu başarısızlığın nedeninin yeteri kadar top mermisinin bulunmaması olduğunu açıkladı. Bu 1915 Mermi Krizi'ne yol açtı ve Liberal Parti hükümeti düştü. Sonradan yine liberallerin baskın olduğu bir koalisyon oluşturuldu ve Lloyd George Cephane Bakanı olarak atandı. Bu İttifak kuvvetleri batı kanadında kalmayı başardığı sürece tüm ekonominin savaşa yönlendirileceği anlamına geliyordu. Genç erkekler savaş için tarlalarını bırakınca, İngiltere ve Almanya'da yiyecek üretimi düştü. İngilizler bu yüzden, Almanya'nın sınırsız denizaltı gücüyle denizleri hakimiyeti altına almasına rağmen, daha çok yiyecek ithal ettiler ve tüketimine sınır koydular. İngiliz donanması Alman limanlarını bloklayark yiyecek ithal etmelerini önledi. Almanya'daki yiyecek krizinin kötüye gitmesi Almanya'nın 1918'da teslim olmasını hızlandırmıştır. Türk Kurtuluş Savaşı [değiştir] ![]() Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nde Türk güçlerinin ileri atılımı I. Dünya Savaşı'ndan yenik ülkeler arasında çıkan Osmanlı Devleti'nin topraklarının hemen hemen tamamı Sevr Antlaşması ile İtilaf Devletlerince paylaşılmaş durumdaydı. 1919-1922 yılları arasında gerçekleşen ve 11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile fiilen, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması ile resmen sona eren Kutuluş Savaşı'nda, tüm Türk halkı vatanını kurtarmak için savaşmıştır. Tekâlif-i Milliye Emirleri bunu açıkça ortaya koymaktadır; II. Dünya Savaşı [değiştir] ![]() II. Dünya Savaşı sırasında A.B.D.'de yayımlanan bir poster "ARTIK SAVAŞTAYIZ Her yönden savaşın içindeyiz Her erkek, kadın ve çocuk Amerikan tarihinin bu en büyük girişiminin bir ortağıdır. Kötü ve iyi haberleri, yenilgileri ve zaferleri paylaşmalıyız-savaşın değişen geleceğini" Birleşik Krallık [değiştir] "...1914'ten çok bariz bir fark daha var. Savaşan devletlerin tüm halkı savaşın içinde; sadece erkekleri değil, kadınları ve çocukları da. Her yerde cepheler görülebilir. Şehirlerde, sokaklarda siperler kazıldı. Bütün köyler takhim edildi. Bütün yollar kapatıldı. Ön cepheler fabrikaları kullanıyor. Tüm işçiler farklı silahlarla; ama aynı yürekle birer asker." Winston Churchill radyoda, 18 Haziran ; ve Avam Kamarası 20 Ağustos, 1940:[6]II. Dünya Savaşı'nın başlamsından önce, Birleşik Krallık I. Dünya Savaşı'ndaki tecrübelerine dayanarak her an yeni düşmanlarla savaşmak zorunda kalabileceğini biliyordu. Bu yüzden ülke ekonomisinin savaşa seferber edilmesine izin verecek bir yasa çıkarmaya koyuldu. Sadece tüketiciler için değil imalatçılar için de yiyeceklere ve diğer ürünlere tüketim sınırlaması konuldu. Böylece savaşa katkısız üretim yapan fabrikalarda savaş için gerekli olan şeylerin üretimi sağlandı. Erkekler asker olarak yetiştirilirken kadınlar sivillere yardım etmek için, diğer gençler de kömür madenlerinde çalışmaları için eğitildiler. Bombalamalarda büyük zayiatlar bekleniyordu, bu yüzden Londra ve diğer şehirlerde yaşayan çocuklar zorunlu olarak kırsal kesimlere dağıtıldılar. Uzun vadede, bu İngiltere'deki savaşın en büyük sosyal sonucudur. Çünkü bu sayede farklı sınıflardan yetişkinler ve çocuklar biraraya gelmiştir. Bu sadece orta ve yukarı sınıflarla gecekondularda ve sürekli çalışmak zorunda olan işçi ailelerin çocuklarını karıştırmakla kalmamış; aynı zamanda bu çocukların hayvanları ve kırsal yaşamı tanımasını sağlamıştır. Çocukların çoğu bu sayede ilk defa kırsal yaşamı görme fırsatı buldu. Askeri taktikleri belirlemek için istatistiksel analizlerin kullanımıyla (sonradan yöneylem araştırması adını almıştır) önceden denenen herşey terkedildi. Bu çok güçlü bir yöntemdi fakat alışılagelmişe zıt taktikler belirtmeye başladığı zaman savaşı kısmen insanların dışına çıkardı. Ünlü fizikçi Patrick Blackett'in konvoyların en uygun boyutu ve hızı konusundaki çalışmaları ve İngiliz hava kuvvetlerinin Kammhuber Hattı'ndaki Alman hava savunmasını altetmek için geliştirdiği bombalama taktikleri, istatistiklerin doğrudan etkilediği çalışmalara örnek olarak gösterilebilir. Almanya [değiştir] "Soruyorum: topyekün savaş ister misiniz? Eğer kaçınılmazsa, şu an hayal edebileceğiniz her şeyden daha büyük ve daha radikal bir savaş ister misiniz?" Ulusal sosyalist propaganda bakan Joseph Goebbels 18 Şubat 1943 Sportpalast konuşmasındaAslında Almanya savaşa Blitzkrieg (Yıldırım Savaşı) konsepti altında başlamıştı. Joseph Goebbels'in 18 Şubat 1943'teki Sportpalast konuşması'na kadar da böyle devam etti. Örneğin, kadınlar silah altına alınmıyor veya fabrikalarda çalıştırılmıyordu. Nazi partisine göre kadınların yerleri evleriydi ve muhalifler üretimde kadınlara önemli yerler verseler bile bu görüşlerini değiştirmediler. Kısa savaş doktrinine bağlılık Almanlar için sürekli bir dezavantajdı; ne planlar ne de düşünce yapısı uzun süreli bir savaşa uymuyordu ve çok geç olana kadar da böyle kaldı. 1942'nin başında göreve gelen Alman silahlanma bakanı Albert Speer savaşa yönelik tüm üretimi millileştirdi. Onun zamanında silah üretiminde üç kez artış oldu ama 1944'ün sonuna kadar zirveye ulaşmadı. Sürekli büyüyen düşman bombalama güçlerinin verdiği zarara rağmen bunu başarmak, o yıllarda endüstrileşmenin seviyesini gösteriyordu. Çünkü Alman ekonomisi savaşın büyük bir bölümünde seferberlik altındaydı ve hava saldırıları karşısında sağlam kaldı. Savaşın ilk yıllarında sivil tüketim ve endüstride envanterler yüksekti. Bu, ekonominin bombalamalar karşısında rahatlamasını sağladı. Fabrika ve makineler çok fazlaydı ve tamamı kullanılmıyordu, bu sayede yıkılan fabrikaların yerlerini doldurmak zor olmadı. Antikomintern Paktı'na katılan komşu ülkelerden gelen yabancı işçiler, Wehrmacht'a (silahlı kuvvetler) katılan Alman işçilerin yerini doldurmak ve işçi sayısını artırmak için kullanıldı.
__________________
VATANINAiyi muamele et!!! O babanızın malı değil,onu çocuklarınızdan ödünç aldınız... İşgaldeki hali sakın unutma, Atatürk’e dil uzatman gereksiz, SEN ANANDAN YİNE DOĞARDIN AMMA, BABAN KİM OLURDU BİLEMEZDİN ŞEREFSİZ... Biz, adımlarını tarihin akışına uyduran temelleri çöken emperyalizme vuran, yarını kuranlarız. Yaşasın tam bagımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşligi! Yaşasın İşçiler Köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!! |
|
|
|
|
#5 (permalink) |
![]() Üye No: 22
Üyelik tarihi: Feb 2008
Bulunduğu yer: ....İzMiR...
Mesajlar: 775
Tecrübe Puanı: 6
Karizma Puanı : 106
Karizma Seviyesi:
![]() ![]() |
Sovyetler Birliği [değiştir] ![]() II. Dünya Savaşı sırasında Sovyetler Birliği'nde yayımlanan bir poster Sovyetler Birliği'nin (SSCB) ekonomi sisteminin, ekonomiyi ve toplomu savaşa yönlendirebilecek bir yapısı vardı. Almanlar 1941'de SSCB'ye girince, fabrikaların ve işçilerin Urallar'ın doğusuna taşınmasına karar verildi. Sadece savaşa katkıda bulanabilecek fabrikalar doğuya taşındı. II. Dünya Savaşı'nın Avrupa sahnesi'nin doğu cephesinde 22 Haziran 1942'den 9 Mayıs 1945'e kadar sürekli savaş vardı. Burası asker, ekipman ve zayiat miktarı olarak tarihteki en büyük savaş sahnesiydi ve eşi görülmemiş acımasızlığı, yıkımı, sayısız ölümleriyle bilinir. Kilometrelerce uzunluktaki cephelerde milyonlarca Alman ve Sovyet birliği savaştı. Burası II. Dünya Savaşı'nın açık ara en ölümcül sahnesidir. Uzmanlar, Hitler'in ordularına karşı savaşarak ya da esir kamplarında ölen 8.7 milyon askerle birlikte, toplam 27 milyon Sovyet vatandaşının savaşta öldüğüne inanıyor. Milyonlarca sivil açlıktan, katliamlardan veya başka sebeplerden hayatını kaybetti.[7] Leningrad Savaşı'nda, yeni üretilen T-34 tankları fabrikadan çıktığı gibi, boyanmadan cepheye sürüldü. Bu SSCB'nin Büyük Vatanseverlik Savaşı'na bağlılığını ve hükümetin topyekün savaş politikasını nasıl uyguladığını göstermektedir. Rus halkının daha iyi çalışmasını sağlamak için, komünist hükümeti insanların anavatanlarına olan sevgisini artırmaya çalıştı hatta Rus Ortodoks Kilisesi'nin yeniden açılmasına bile izin verdi. Kayıtsız Şartsız Teslim Oluş [değiştir] "Dresden mühimmat üretimin ve hükümetin merkezi, batıdan doğuya geçiş noktasıydı. Ama şimdi hiçbiri değil." Hava Mareşali Arthur Harris, 29 Mart 1945:[8] Birleşik Devletler II. Dünya Savaşı'na girdikten sonra, Franklin D. Roosevelt Casablanca Konferansı'nda Müttefik Devletler'in hedefinin Mihver Devletleri Almanya, İtalya ve Japonya'nın kayıtsız şartsız teslim olmasını sağlamak olduğunu belirtti. Mihver Devletleri bu açıklamadan önce savaşı kaybettiklerini kabul etselerdi, şartlı bir ateşkesi görüşebilirlerdi. Mihver Devletleri teslim olduktan sonra, 1929'daki Cenevre Konvensiyonu'nun 63. ve 64. makalelerinde belirtildiği gibi, Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi'nde yargılandılar. Bu tip davalar genellikle yenilen devletlerin ülkelerinde, onların yasal sistemlerine göre yapılırdı. Bundan kaçınmak için, Müttefikler savaşın baş suçlularının savaştan sonra ele geçirildiğini, yani onların savaş tutsağı olmadığını, bu yüzden Cenevre Konvensiyonu'nun onları kapsamadığını öne sürdüler. Daha sonra Mihver rejimlerinin yıkılması, 1907'deki Hague Konvensiyonu'nun askeri işlerle ilgili hükümlerinin uygulanmasını engelledi.[9] Soğuk Savaş Dönemi [değiştir] ![]() Soğuk savaş dönemini anlatan bir çalışma II. Dünya Savaşı'ndan sonra daha güçlü ve yıkıcı silahlara sahip olmalarına rağmen hiçbir devlet bu derece büyük bir savaşa girmedi. Nükleer silahların kullanımı, II. Dünya Savaşı'nda olduğu gibi ülkelerin tamamen seferber edilmesi ve tüm kaynakların savaş için kullanılması yerine, savaşı birkaç saatte bitirebilir. Bu tip silahlar barış zamanlarında nispeten daha makul savunma bütçeleriyle üretildikleri için her yönden büyük devletlerin işine gelir. 1950'lerin sonunda, batı dünyasıyla Sovyetler Birliği arasındaki ideolojik karşıtlık binlerce nükleer silah üretmelerine neden oldu. Buna sonradan Dehşet Dengesi dendi. Yani iki taraf da nükleer silahlara sahip olduğuna göre, eğer bir taraf saldırırsa diğer taraf da karşılık verecekti. Bu, dünyada yüz milyonlarca insanın ölümüne neden olabilir, ölmeyenler de sakat kalabilirdi. Soğuk savaş döneminde, Süpergüçler birbirleri arasında çıkacak en ufak bir sıcak çatışmanın bile bir nükleer savaşı tetikleyeceğinin farkındaydılar. Bu yüzden birbirleriyle vekil savaş yoluyla savaştılar; yani küçük devletleri destekleyip birbirlerine karşı kışkırttılar. Kore Savaşı, Vietnam Savaşı ve Sovyet-Afgan Savaşı vekil savaşlara örnektir. Soğuk Savaş Sonrası [değiştir] ![]() Tatbikat yapan İngiliz askerleri Soğuk savaş sonrasındaki güvenli ortamda, sanayileşmiş devletler ordularını küçülttüler. Zorunlu askerliğin yerine gönüllülerden oluşan birlikler kuruldu ve büyük ordularla başa çıkabilmeleri için daha ağır bir eğitim altında iyice profesyonelleştirildiler. Ordusunun hacmine çok güvenen Rusya bile şu anda bu sisteme yönelmektedir. Günümüzde kalkınmış ülkeler topyekün savaş ihtimalinden uzaklar. Tüm ülkelerin ekonomileri birbirleri ile bağlantılı olduğu için, savaşmak ekonomileri de riske atmak anlamına gelir. Bu yüzden küresel ticaretin büyümesi, küresel istikrarın sağlanmasında önemli bir faktördür. Hatta rakip devletler bile birbirleriyle ticaret yaparlar, ve savaşarak kazanacaklarından fazlasını riske ederler. Örneğin, Çin ve A.B.D. Pasifik Asya'daki rakip güçlerdir. Ancak ikisin de ekonomisi diğerine bağlıdır ve birbirlerinin ekonomik başarılarının devamlılığından çıkar sağlarlar.
__________________
VATANINAiyi muamele et!!! O babanızın malı değil,onu çocuklarınızdan ödünç aldınız... İşgaldeki hali sakın unutma, Atatürk’e dil uzatman gereksiz, SEN ANANDAN YİNE DOĞARDIN AMMA, BABAN KİM OLURDU BİLEMEZDİN ŞEREFSİZ... Biz, adımlarını tarihin akışına uyduran temelleri çöken emperyalizme vuran, yarını kuranlarız. Yaşasın tam bagımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşligi! Yaşasın İşçiler Köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!! |
|
|
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | Konuyu değerlendir |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Nba De Iki Türk Daha.. | prens | Basketbol | 0 | 27-06-2008 12:11 PM |
| Garip Türk huyları | Site Yöneticisi | Kültürümüz | 2 | 09-06-2008 08:08 PM |
| Kartopu Savaşı | Site Yöneticisi | Eğlence | 2 | 30-05-2008 06:07 PM |
| Kurtuluş savaşının bilinmeyen fotoğrafları | Site Yöneticisi | Önemli Günler & Haftalar | 0 | 24-05-2008 09:30 AM |
| Türk Gençliğinin Ata'ya cevabı | yavuzz10 | Ulu Önderimiz M.Kemal ATATÜRK | 3 | 26-04-2008 11:17 AM |