Geri git   GezginlerForum.Net > Hayata Dair Herşey > Hayat Dersi

Hayat Dersi Yaşanmış gerçek hikayeler, özlü sözler, derlemeler..

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Thema bewerten Stil
Alt 03-01-2012, 10:11 PM   #1 (permalink)
Süper Gezgin
Bilgiler
Üye No: 4439
Üyelik tarihi: Nov 2010
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 317
Karizma
Tecrübe Puanı: 2
Karizma Puanı : 10
Karizma Seviyesi: fahl is on a distinguished road
Reklamlar
Standart Yalan ile Gerçek Arasında


“Şehrin gözleri ıslaktı,
Gece sabaha kadar ağladı…”


Öyle bir duygu sağanağına tutulmuştu ki, gözyaşlarını sonuna kadar akıtmak istiyordu. İçinde ağlamaklı bir his belirmiş, gözlerinin feri şehrin ışıklarında kararmış, yüzü sert rüzgârlardan sonra iyice gerginleşmiş, adeta kan beynine sıçramıştı. Haykıramadığı öfkesi büyük bir yumak halinde boğazında kilitlenmiş, öylece yürüyordu. Nereye gittiğini bilmiyordu. Aslında bir amacı da yoktu; sadece yürüyordu. Belki gözlerindeki yaşlar tükenene dek ağlayabileceği bir yer arıyordu. Yapayalnız kalmıştı yüreği kocaman kalabalıklar arasında.

Ağlayacaktı…
Biliyordu ki, o zaman rahatlayacaktı, o zaman peşini bırakacaktı mazisi, bütün acıları, mutlulukları, yalanları, gerçekleri kendini kurtaramadığı duygularının hepsi bu gözyaşlarında arınmalıydı. Ancak o zaman masum bir prensesin dünyayı şeytanların hâkimiyetinden kurtarması gibi kendi dünyasını kurtarabilecekti.

Ağlamalıydı…
Ağlarsa, kahkahalarla gülebilecekti kendine yalan söyleyen dünyaya. Ağlarsa, bir daha yitirmeyecekti çocuksu mutluluklarını. Ağlarsa, atacaktı üzerindeki bu ağır yükü. Belki de maviliklere kanat çırpan bir kuş kadar hafif hissedecekti kendini. Ağlarsa yağmurun sularına karışacaktı gözyaşları ve terk edecekti onu. Öyleyse ağlamalıydı.

Yürüyordu…
Bütün hayalleri uzak bir noktada kalmıştı. Önüne koyduğu umutlar yalan söylemişti ona. Ne anlayanı kalmıştı ne de anlatacağı bir şey. Bir utançtı yaşamak anlamı olmadan ve içine düştüğü bu durum defalarca öldürüyordu onu. Karanlığa yaktığı bütün ışıkları sönmüştü. Kendini zavallılaşmış hissederek yürüyordu. Zavallıydı kendini kendinden kurtaramayacak kadar. Ne olursa olsun ağlamalıydı. Belki öldürmeliydi hayata tutunamayan yüreğini. Yok etmeliydi zayıf taraflarını. Bir mezar taşı yapıp kendi kendine ağlamalıydı. Belki o zaman en içli duygularını paylaşabileceği bir dostu olacaktı. Halden anlayan bir şeyler bulunacaktı bu dünyada, halden anlamayanlara karşı.

Kendini yok etmeye çalışan vahşi hayvanlara karşı hayatta kalma mücadelesi veren ürkek bir ceylan gibi kaçmalıydı duygularından. O koşmalıydı duyguları savrulmalıydı ardı sıra. Ne her zaman acı veren geride yaşadıkları olmalıydı ne de gelecek umut vermeliydi ona. Deli bir rüzgâr çıkmalıydı ve yerle bir etmeliydi her şeyi. Geride taş gibi bir insan kalmalıydı. Geride sağlam yanları kalmalıydı. Ancak, o zaman becerebilecekti yaşamayı. Ancak o zaman bir daha böylesine ağlamak istemeyecekti.

Ne zamandan beri dolaşıyor, nereye gidiyordu, bunu bilmiyordu. Gün bitmeye yaklaşmış, her şeyin üzerine yorgunluk sinmişti. Güneş bu yerleri terk ederken öbek öbek kızıl bir renge boyuyordu gökyüzünü. Şehir yılların verdiği yorgunlukla ağırlaşırken adam boş gözlerle bakıyordu her şeye. Sanki bir elekti bu şehir, yaşamak için üzerinde kalmak için onun istediği boyutlarda olmak gerekiyordu. Yoksa, hiç acımıyor, un ufak ediyordu insanı.
Şehir geceden korunmak için yakarken yalancı ışıklarını, adam kendi kabuğuna çekilmiş, bir çocuk gibi anlam vermeye çalışıyordu çevresinde gördüklerine. Oysaki, çocukken de ne büyük bir servete sahip olduğunu bilmeden hep büyümek isterdi. Büyük bir adamın yaş[KÜFÜR YOK]n da büyük olacağını düşünürdü. O zamanlar anlayamıyordu büyük olmanın yaşla çok fazla ilgisi olmadığını. Şimdi büyümüştü; lakin, tasasız, umarsızca yaşadığı o günleri çok özlüyordu. Aslında o, çocuk olmaktan çok çocuksu duygulara sahip olmayı istiyordu. En çok da çocuksu duygularına sahip çıkamadığı için kızıyordu kendine.

Bir çocuk gibi her şeye anlam dolu gözlerle bakmak isterdi ve kendini esir alan bu duygularla gazoz kapağıyla oyun oynar gibi oynamak isterdi. Çok sonraları anlamıştı insanın çocuksu duyguları kaybolursa hayatın anlamlı ve keyifli büyük bir kısmı da kayboluyordu ve birçok güzellikler çocuksu duygularla birlikte gömülüyordu maziye.
Ay gökyüzünden bir sevgilinin masum yüzü gibi salınırken adam, sahile doğru gelmişti. Ufku sislerle kaplı denizin bakabileceği en uç noktasına dikti gözlerini, gelip geçen gemileri düşündü bir süre. Her gün geminin yanaştığı liman ile hiç geminin gelmediği, ıssız limanları düşündü. Düşündükçe ruhundan bir geminin daha ayrıldığını hissetti. Her zaman “Ne gemiler yaktım!” diyordu insanlar hayatın kendilerine söylediği yalandan intikam almak için. Oysa şair sanki onun için söylemişti bu sözleri: “Hayal gemimin yelkeni yırtılmış, Meğer benim yakacak hiç gemim olmamış.”


Gözleri bir noktaya ne kadar gömülmüştü bunu bilmiyordu. Yalnız, başını çevirdiğinde birden ayın şaşası karşısında ürperdi. Ay ışıklarını denize gönderirken sanki adama gülüyordu. Bir anda adam içinden bir şeylerin kıpırdadığını hissetti. Sanki bir gerçeği bulmuş gibiydi. Engin deniz, cazibeli ay bir anda onu bütün duygularından kurtarmıştı. Gözleri yuvasından çıkmış biraz daha alıcı gözlerle bakıyordu hayata. Sonra birden yüreğine kızıl bir kor düştü. Daha önce gurûb vakti yerini karanlığa bırakarak aldatmıştı onu ve sabahları mutluluk saçan martılar da yoktu artık. Hiçbir şey yerinde kalmıyordu adamın gönlünde bir yer edinecek kadar.

“Yalan!” dedi kendi kendine.
Şehirden yükselen rengârenk ışıklar hiç bu kadar sahte gelmemişti. İnsanların kahkahaları yapmacıktı. Yürekten çıkmayan sözler başka yüreklere de ulaşmıyordu. Arkasında duyduğu tüm bu yapay hayat onu önüne katıp kovalıyordu sanki. Adam sürekli “yalan” diyordu kaçtığı bütün bu hayata. Sahiden bir gerçeği var mıydı, bunu bilmiyordu. Ama bir gerçeğinin olmasını özellikle şu anda çok isterdi. Hala inancını devam ettirebilmesi için buna çok ihtiyacı vardı.
“Yalan” dedi adam defalarca.

Gökyüzündeki yıldızlar, denizdeki yakamozlar bile yalan söylemişti ona. Hayal dünyası darmadağınık olmuştu. Adeta bu dünyada yaşanması mümkün olmayan bir hayat düşlemişti. Şizofrenik bir hasta gibi hissediyordu kendini. Kabullenemediği yalanları sesi kısılana dek haykırmak istiyordu denize doğru… Bir rüzgâr esti hafiften, bir çocuk ağladı bir yerlerde. Bir anne ninni söyledi ona. Geride sahte ışıklar kaldı. Geride beyhude harcanan hayatlar kaldı. Adam kavrulan yürekleri hissetti. Bir yerlerden bir cenaze kalktı. Bulutlar gözyaşlarını getirdi ona. Geride şehrin insanın ruhunu sıkan gürültüsü… Adamın içinde bir cenaze havası…
Etrafına bir anlam veremeyen gözbebekleri tekrar yuvasına döndü. Ağır bir musiki duyuluyordu uzaklardan. Adam yalanlar silsilesinde kaybolmuştu. Yalan diyordu. Sevgiye ait her ne varsa.
Şairin çektiği çile boşuna diyordu. Bütün bunlar koca bir yalan için yaşanası şeyler değildi.


Artık derin bir acı duymaya başladı yalanlarından, bir gerçek aradı ruhuna eşlik edecek; ama, yoktu. onu yalanlarından kurtaracak bir gerçek, bir umut çok uzaktaydı. Kendini evrenin ortasında tek başına kalmış bir insan gibi hissediyordu. Bir babanın yuvası için çalışmasını düşündü. Bir annenin çocuğunu geleceğe hazırlamasını, bir öğretmenin içindeki kırılmış umutlarla ders vermesini. Düşündükçe zamanın acımasızlığına, zamanın insanı harcamasına kızdı.

“Zamana yenilmemenin bir yolu var mıdır acaba?” diye sordu kendi kendine. Aklına cevabını veremediği sorular geldi. Biyolojik doğmanın ötesinde, kendini gerçekleştirmek anlamında, insanların ne zaman doğduklarını ya da öldükten sonra da yaşamayı başarabilen insanları merak etti.


Ay gökyüzüne ve denizlere hâkim olurken adam yalanlarından sığınacak bir tane ada bulamamıştı gerçeklerden oluşan. Bir yalanlar âlemine yelken açmış öylece gidiyordu. Ne bir martı geçiyordu önünden ne de bir balık denizden dışarı fırlıyordu. Her şey ölüm sessizliğine bürünmüştü. Adam çakıl taşlı yolları yalın ayak koşuyordu sanki. Kaçıyordu peşini bırakmayan yalanlarından.

— Yalan!.. Yalan!.. Yalan!..
Bir nehirdi hayat insanın akmasına karşı koyamayacağı. Adam yaşadığı duygu batağının içinde biliyordu ki, çırpınmak, daha da batmaktı. Yaptığı işin akıntıya karşı kürek çekmekten başka bir şey olmadığının farkındaydı. İşkence çeken ruhunda derin bir ferahlama ihtiyacı duydu ve öyle ya da böyle yaşamak için o da kendini nehre bırakması gerektiğini anladı. Bugün kendisine oldukça yalan gelen bu yerlerden uzaklaşmak için otobüse doğru yöneldi.
— Amca, bir mendil alır mısın?
Adamın yorgun gözleri bu şeffaf sesi çıkaran renkleri kaybolmaya yüz tutmuş kırmızımsı pantolonu ve mavimsi kazağı kir içinde, taranmamış saçları yanaklarına dağılmış, oldukça doğal, masum ve bir o kadar da tatlı olan çocuğa doğru yöneldi.
— Ama benim mendile ihtiyacım yok canım.
Çocuk, rica eden kadifemsi bir sesle,
— Olsun al amca.
— Mendil ne kadar canım?
— Beş yüz bin amca.
Adam, cebinden bozuk paraları çıkarttı ve çocuğa verdi. Sonra, minicik elleriyle mendili uzatan çocuğa,
— Mendili aldım say.
dedi.
Çocuğun gözleri ışıl ışıl olmuş, gülümseyen yüzü daha da tatlılaşmıştı.
— Amca, ben zaten beş yüz binim olunca, hani ekmeğin arasına koyuyorlar ya, ondan yiyecektim.
Çocuk elini cebine atarak, bozuk paralarını küçücük avucuna çıkardı ve amcasına uzattı.
— Amca, ne kadar param olmuş?
Adam çocuğun avucundaki, elli, yüz ve iki yüz elli binliklerden oluşan ****l paraları sa[KÜFÜR YOK],
— Bir milyonun var canım.
dedi.
— Amca beş yüz bin olması için daha ne kadar gerekir? Hani, ekmeğin arasına koyuyorlar ya, ondan yiyecem.
Adam gülümseyerek,
— Canım, beş yüz bini geçmişsin.


— İşte gerçek!..


Adam, bir süre hiçbir şey düşünmeden yürüdü. Sadece gülümsüyordu ve sevmişti bu halini. Portakal çiçeklerinin insanı cezbeden kokusunu duyar gibi oldu. Kendi ıstıraplarına ağlayamamıştı; ama, hareketli bulutlar anlamıştı onu. Yağmur ince ince yağmaya başladığında artık umutları çok uzak değildi ona. Damarlarında taze bir kanın harekete geçtiğini hissetti. Vakti geçmişti ağlamanın ve yüreğine sarsılmaz bir inanç sinmişti. Artık, yarınlar çok karanlık değildi, bir ışık vardı önünde hem de bu ışık adama hiç bu kadar yakın olmamıştı. Çünkü; bir gerçeği vardı adamın. Ay bulutların arkasına saklanmıştı. Adam, bütün yalanlarından kurtulmuşçasına otobüse bindi ve sadece bir şey söyledi.

*
Alıntı
fahl isimli Üye şimdilik offline konumundadır Buna ceza Ekle fahl   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
40 Altın İçin Yalan Söylemem fahl Dini Hikayeler 0 02-01-2012 08:39 PM
LCD ve Plazma Televizyon Arasında Ne Gibi Farklar Vardır? Site Yöneticisi Teknoloji Haberleri 0 21-04-2010 08:21 PM
Alaaddin ve cin arasında geçen geyik muhabbetleri :) Site Yöneticisi Geyik Muhabbeti 0 25-06-2008 11:30 AM
Fenerbahçe hakkında yalan haberler prens Fenerbahçe 0 14-05-2008 06:32 PM
Aşk,Uydurduğumuz En Güzel Yalan aşkuzmanı Aşk & Sevgi 0 22-03-2008 12:19 PM


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:13 PM .


Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Copyright © 2011 GezginlerForum.Net, All Rights Reserved
Arkadaşlar,sizlere daha iyi hizmet edebilmek, masraflarımızı karşılamak ve sitemizin yayın hayatına devam edebilmesi için;
sizden yardım talep ediyoruz, 1$ dan başlayan ücretlerle bize büyük küçük yardımda bulunabilirsiniz.
Aşağıdaki butona tıklayıp paypal hesabınız ile ödeme yapabilirsiniz.Teşekkürler..
www.ruyasor.com - Rüya Tabirleri Sitesi

www.gezginlerforum.net ile Link Değişimi Yapmak İçin, Site Yöneticisi'ne özel mesaj atınız..

DivxVizyon.NET